fiil Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak.
- Mübaşirin uzattığı zaptı aldığı gibi mahkeme salonunu terk etti.
- İti an, taşı eline al (çomağı hazırla). (Atasözü)
- Çemberi yaran şahbaz bir süvari, sancağı yerden alıp surlara at sürdü.
fiil Bir ürün veya hizmeti, bedelini ödeyerek edinmek, satın almak.
- Gamze'ye ayaklı bir abaküs ile birkaç çıtçıtlı dosya aldık.
- Balık pazarından aldığı mezgitleri temizleyip dipfrize attı.
- Pakize Ana, pazardan aldığı buğdayı kalburda güzelce eledi.
- Nişanlıyken aldığımız oturma grubunun miadı çoktan doldu.
fiil Ele geçirmek, fethetmek.
fiil Birini veya bir şeyi, bulunduğu yerden ayırmak.
fiil Beraberinde götürmek.
- Hüseyin, sağ koluna aldığı güğümü ara sıra dinlenerek sürüklüyordu.
fiil İçine sığmak.
- Boşa kodum dolmadı, doluya kodum almadı. (Atasözü)
fiil Kabul etmek, razı gelmek.
fiil Ulaştırılmak, iletilmek.
- Mektubumuzu alsaydı muhakkak haber salardı, böyle merakta bırakmazdı bizi.
- Kötü haberi aldığımda bir hançer saplandı yüreğime.
- Müjdeli haberi aldığımızda yazıhanenin sakil havası birden değişiverdi.
fiil İçeri sızmak, içine çekmek.
fiil Yasaya uygun şekilde başka biriyle hayatını birleştirmek, evlenmek.
- Ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez alma. (Atasözü)
fiil Sürükleyip götürmek.
- Baskısız tahtayı yel alır, yel almazsa sel alır. (Atasözü)
fiil Elde etmek, kazanmak.
- Romancının abartmasız ve yalın üslubu, okuyucudan tam not aldı.
- Kupayı kimin alacağına dair bahse tutuştular.
fiil Tehlikeli, sıkıntılı bir duruma uğramak.
- Alınan ağır mağlubiyet, onca zahmetin boşa gittiğini gösteriyor.
- İşlediği yüz kızartıcı suçtan ötürü, kuruldan bir hafta muvakkat tart aldı.
- Gözünü kaynak alan işçi, hemen dispansere götürüldü.
fiil Bürümek, sarmak.
- Köroğlu kır atıyla meydana çıktığında paşayı müphem bir korku aldı.
fiil Eksiltmek, kısaltmak.
- Tül perdenin boyundan bir karış alıp altına da güpür diktirelim.
fiil Koparmak, yolmak.
fiil Temizlemek, arıtmak.
fiil İçeri girmesini sağlamak.
fiil Tat, koku vb.ni duyumsamak.
fiil Örtmek, koymak.
fiil Yol gitmek, ilerlemek.
fiil Aşırmak, çalmak.
fiil Parlaklığını, rengini yitirmesine yol açmak, soldurmak.
fiil Hasta bir organ, doku vb.ni cerrahi müdahaleyle vücuttan çıkarmak.
fiil Elektrik, yakıt vb.nden yararlanır hâle gelmek (motor).
fiil İstihdam etmek, görevlendirmek.
fiil Görevden, işten çekmek, bağışlamak.
fiil Etkisini göstermek, başlamak.
fiil İçecek, sigara vb. içmek.
- Şifalı bitkileri kaynatarak elde ettiği karışımı, günde üç öğün aç karnına alır.
- Bir yudum aldım şaraptan, kekremsi bir tadı vardı.
fiil İlaç, hap vb. kullanmak, yutmak.
- Diyetime takviye olarak her sabah vitamin tableti alıyorum.
fiil Gelir elde etmek, kazanç sağlamak.
fiil Yok etmek, gidermek.
fiil Konum, yer değiştirmek.
fiil Belirli bir zaman sürmek.
- Posta kutusunda biriken mesajları okuması saatlerini aldı.
- Kadınların seçme ve seçilme haklarını bloke eden rijit hukuksal normların esnemesi, yüzyıllar aldı.
fiil Bünyesine dâhil etmek, katmak.
- Fiilin, -mak, -mek, -ma, -me ekleri alarak ad gibi kullanılan hâline, eylemlik adı verilir.
fiil Herhangi bir görünüme, şekle girmek.
fiil Farz etmek, varsaymak.
fiil Bir yere götürmek üzere taşıta girmesini sağlamak.
- Otostopçuları rektörlüğün karşısındaki cepte bırakacağım, seni de kütüphaneden alabilirim.
fiil İş adamı, sporcu vb.ni, belirli bir bedel karşılığı bünyesine katmak, transfer etmek.
fiil Taşımak, götürmek.
- Sandıkları şuraya indiriver, çocuklar depoya alır sonra.