Yaşayan Türkçe

baş (I), baş (II)

baş


  • isim anatomi Canlılarda göz, kulak, beyin vb.nin bulunduğu, üzerinde saç ve kıl gibi oluşumlar bulunan bölüm, kafa. (I)

    • Protestocu, benzin bidonunu başından aşağı boca edip kendini yakmaya yeltenmiş.
    • Bir sürçen atın başı kesilmez. (Atasözü)
    • Sakinleşti de kaşlarını çatıp başını sallamakla iktifa etti.
    • Vakitsiz öten horozun başını keserler. (Atasözü)

  • isim Topluluk lideri, şef. (I)

    • Baş ol da istersen soğan başı ol. (Atasözü)

  • isim Başlangıç. (I)

    • Kariyerinin başında çektiği doğa resimlerini, fotoğrafçılıktaki ellinci yılına özel sergileyecekmiş.

  • sıfat Temel, ana. (I)


  • isim Arazideki en yüksek nokta. (I)


  • isim Bir şeyin yuvarlak biçimli uç tarafı. (I)


  • isim Bir şeyin veya bir yerin iki ucundan biri. (I)

    • Akşamları, eve çıkan yokuşun başındaki çayevinde muhakkak oturur, ıhlamurunu içerdi.

  • isim Miktar, adet. (I)

    • Bir sokum çökelekle bir baş soğan verseniz bana yeter.

  • isim Sarrafın altın bozma, değiştirme gibi işler için üstelik olarak aldığı para, sarraflık hakkı. (I)


  • isim Yakın çevre, etraf. (I)

    • Köylü kadınlar, bu çeşme başında toplaşıp çamaşır yıkarlar.
    • Bütün gün bilgisayarın başında heykel gibi duruyor, bir taraflarının tutulması normal!
    • Tezgâhının başında bas bas bağıran işportacı, mallarını satma derdinde.

  • isim "Yetki ve sorumluluk bakımından önce gelen, en üst düzeyde olan" anlamlarında birleşik sözcükler oluşturan bir söz. (I)

    • Yeni gelen başmühendis, fabrikanın düzenini baştan aşağı değiştirdi.

  • isim Geleneksel güreşte pehlivanların ayrıldıkları en yüksek derece. (I)


  • isim denizcilik Gemi, tekne vb.nin ön tarafı. (I)


  • isim Duygu durumu, kişilik gibi soyut kavramları ifade eden bir söz. (I)

    • Acıklı başta akıl olmaz. (Atasözü)
    • Akılsız başın cezasını (zahmetini) ayak çeker. (Atasözü)

  • isim eskimiş Sivilce, çıban. (II)


69