isim anatomi Canlılarda göz, kulak, beyin vb.nin bulunduğu, üzerinde saç ve kıl gibi oluşumlar bulunan bölüm, kafa. (I)
- Protestocu, benzin bidonunu başından aşağı boca edip kendini yakmaya yeltenmiş.
- Bir sürçen atın başı kesilmez. (Atasözü)
- Sakinleşti de kaşlarını çatıp başını sallamakla iktifa etti.
- Vakitsiz öten horozun başını keserler. (Atasözü)
isim Topluluk lideri, şef. (I)
- Baş ol da istersen soğan başı ol. (Atasözü)
isim Başlangıç. (I)
- Kariyerinin başında çektiği doğa resimlerini, fotoğrafçılıktaki ellinci yılına özel sergileyecekmiş.
sıfat Temel, ana. (I)
isim Arazideki en yüksek nokta. (I)
isim Bir şeyin yuvarlak biçimli uç tarafı. (I)
isim Bir şeyin veya bir yerin iki ucundan biri. (I)
- Akşamları, eve çıkan yokuşun başındaki çayevinde muhakkak oturur, ıhlamurunu içerdi.
isim Miktar, adet. (I)
- Bir sokum çökelekle bir baş soğan verseniz bana yeter.
isim Sarrafın altın bozma, değiştirme gibi işler için üstelik olarak aldığı para, sarraflık hakkı. (I)
isim Yakın çevre, etraf. (I)
- Köylü kadınlar, bu çeşme başında toplaşıp çamaşır yıkarlar.
- Bütün gün bilgisayarın başında heykel gibi duruyor, bir taraflarının tutulması normal!
- Tezgâhının başında bas bas bağıran işportacı, mallarını satma derdinde.
isim "Yetki ve sorumluluk bakımından önce gelen, en üst düzeyde olan" anlamlarında birleşik sözcükler oluşturan bir söz. (I)
- Yeni gelen başmühendis, fabrikanın düzenini baştan aşağı değiştirdi.
isim Geleneksel güreşte pehlivanların ayrıldıkları en yüksek derece. (I)
isim denizcilik Gemi, tekne vb.nin ön tarafı. (I)
isim Duygu durumu, kişilik gibi soyut kavramları ifade eden bir söz. (I)
- Acıklı başta akıl olmaz. (Atasözü)
- Akılsız başın cezasını (zahmetini) ayak çeker. (Atasözü)
isim eskimiş Sivilce, çıban. (II)