Yaşayan Türkçe

değiştirmek


  • fiil Bir şeyi, olduğundan başka bir şekle sokmak, değişikliğe uğratmak.

    • Duvarda asılı portre, odanın havasını hepten değiştirmiş.
    • Yeni gelen başmühendis, fabrikanın düzenini baştan aşağı değiştirdi.
    • Ansızın, davanın gidişatını değiştiren bir tanık ortaya çıktı.
    • Filozofların etik ile ilgili kalıplaşmış mefhumlara eleştirel yaklaşımı, zamanla insani değer yargılarını kökten değiştirdi.
    • İç mimar, oturma odasını sakil gösteren dekoru tümden değiştirerek işe başladı.

  • fiil Bir şeyi, bulunduğu yerden başka bir yere götürmek.


  • fiil Bir şey verip yerine başka bir şey almak, takas etmek.


  • fiil Birini bırakıp başkasını kullanmaya başlamak.

    • İşleyişe dinamizm katmak için tedarikçilerimizi ara ara değiştiriyoruz.
    • Sırılsıklam olmuş yavrucak, hemen değiştirelim üstünü.

  • fiil Bir şeye, farklı bir görünüm kazandırmak.


  • fiil Anlatıma yeni bir bağlam vermek.


71