Yaşayan Türkçe

demek


  • fiil Dile getirmek, söylemek.

    • Kesin alkışlamayı, ne diyeceğimi unutuyorum sizin yüzünüzden!
    • Ne zaman bahsi geçse yanımızda bitiyor Cevdet, boşuna dememişler kalp kalbe karşıdır diye.
    • Dediğine bakılırsa Rüstem'i klima çarpmış, bu yüzden boynunu kımıldatamıyormuş.
    • Bilirim diyemem ama az buçuk anlarım bu işlerden.
    • O sırada Mehmet Efendi, “Medet Allah!” deyip kendini hamamdan dışarı attı.

  • fiil Ad vermek, isimlendirmek.


  • fiil Bir dilde karşılığı olmak.


  • fiil Belirli bir ses çıkarmak.


  • fiil Bir yargıya, fikre ulaşmak.

    • Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler. (Atasözü)
    • Atım tepmez, itim kapmaz deme. (Atasözü)

  • fiil Düşünmek.

    • Çekmecedeki dokümanlara dokunayım deme, fena yaparım!
    • Sakın zabıt tutmadan yetkilileri arayayım deme, sonra biz haksız çıkarız.
    • Akşama kumpir yemeye gidelim derken akşamüzeri misafirler bastırdı.

  • fiil Oranlamak.


  • fiil Ummak, sanmak.


  • fiil Erişmek, ulaşmak.


  • fiil Girişmek, kalkışmak.

    • Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış. (Atasözü)
    • Törende gaza gelip kahramanlık yapacağım derken canından oluyordu.

  • fiil Kabul etmek, saymak.


  • fiil Belirli bir anlama gelmek.


  • zarf "Öyle mi" anlamına gelen bir söz.


  • zarf Görünüşe göre, anlaşılan.


  • ünlem İnanılmayan, beklenmeyen durumlarda kullanılan pekiştirme veya şaşkınlık sözü.


69