Yaşayan Türkçe

düşmek


  • fiil Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek.


  • fiil Tutunduğu, durduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek.

    • Kartonpiyerleri boyamaya çalışırken sandalyeden düşüp kalça kemiğini kırmış.
    • Ben yaslanır yaslanmaz sandalyenin arkalığı kırıldı, az kalsın düşüyordum.

  • fiil Yere devrilmek, yere serilmek.

    • Yediği yumruğun ardından sendeledi ama düşmedi.
    • Katırdan düşen ihtiyarın vücudu, yara bere içinde kaldı.

  • fiil Olumsuz hava koşulları, teknik arıza gibi nedenlerden ötürü yere çakılmak (hava taşıtı).

    • Malezya açıklarında düşen uçağın karakutusuna hâlâ ulaşılamadı.
    • Okyanusa düşen ve enkazına ulaşılamayan uçak, dünya havacılık tarihinde bir enigma olarak gizemini koruyor.

  • fiil Bedene bol gelip aşağı kaymak (giysi).


  • fiil Kar, yağmur, dolu vb. şeklinde yağmak.

    • Şehre usul usul düşen kar, çirkin binaları bile sevimlileştiriyordu.

  • fiil Rastlamak, değmek.


  • fiil Zamanı gelmeden ölü doğmak.


  • fiil Eksik kalmak, atlanmak.


  • fiil Eksilmek, azalmak.


  • fiil Aşırı ilgi veya sevgi göstermek.


  • fiil Etkisinde kalmak, uğramak.

    • Maddi darboğaza düşen şirket, haftalıkçı ücretlerini dahi ödeyemez oldu.
    • İçine düştüğü durumdan, fevkalade muazzep olduğunu itiraf etti.
    • Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince (düşmeyince). (Atasözü)

  • fiil Uyum sağlamak, yakışmak.


  • fiil Yakışık almak, yaraşmak.


  • fiil Yetkisi dâhilinde bulunmak, sorumluluğunda olmak.

    • Annemin aklını çelmek sana düşüyor, şimdiden kolay gelsin.

  • fiil Yer almak, bulunmak.

    • Kışın, mezarlığın yukarısına düşen tarlalarda kardelenler açar.

  • fiil Biriyle aynı ortamı paylaşma durumunda kalmak.


  • fiil Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak.

    • Hakkına düşene razı olsaydı, mahkeme kapılarında sürünmeyecekti.

  • fiil Mahpus, mahkeme vb.nde bulunmak.


  • fiil İşbaşından uzaklaşmak.


  • fiil Hız, kuvvet, değer vb. azalmak.

    • Ülkemizde okuryazarlık oranı, kentlerden kırsal bölgelere doğru gidildikçe düşüyor.

  • fiil Eksilmek, azalmak (ısı, basınç gibi).


  • fiil Düşkünleşmek.

    • Fabrikatör Hakkı, feleğin sillesini yemeden önce hiç düşmeyecek sanıyordu.

  • fiil Tesadüfen bir yerde bulunmak, damlamak.


  • fiil Belirli bir zamana denk gelmek, rastlamak.


  • fiil Fırsat oluşmak.

    • Emlakçıya tembihledim, geniş banyolu bir daire düşerse haber verecek.

  • fiil Olumsuz bir hâle girmek, olmak (hasta, yorgun gibi).

    • Korsanlara esir düşüp aylarca forsa olarak çalıştırılmış.

  • fiil Düşmanın eline geçmek (yer).


  • fiil Beraberinde gitmek, yürümek.


  • fiil Sıradanlaşmak, bayağılaşmak.


  • fiil Rezil, kötü bir hayat sürmek.


  • fiil Bağımlı olmak, alışmak.


  • fiil teknik İnternet, telefon vb.nde bağlantı kurmak.

    • Baturalp'i aradım ama düşmedi, hatlar yoğun galiba.

  • fiil Geçersiz hâle gelmek, sukut etmek.


  • fiil Birden ortaya çıkmak, görünür olmak.

    • Başsavcılık, medyaya düşen haberleri dikkate alıp uyuşturucu tacirlerine yönelik resen soruşturma başlattı.

66