Yaşayan Türkçe

fark etmek


  • fiil Görmek, seçmek.

    • Kaza sonucu fark edildi ki koltuk altından başlayan yaralar, el bileğine kadar uzanıyor.
    • Buzbolabını temizlerken etlikte unuttuğu kıymanın bozulduğu fark etti.

  • fiil Kavramak, sezmek.

    • Elçinin getirdiği mesajda derin bir ironi gizliydi, prens bunu fark etmekte gecikmedi.
    • Ettiği lafın yersizliğini, abesliğini fark ettiğinde çoktan fırçayı yemişti.
    • Ayten’i tekrardan göreceğime dair hissin bir hüsnükuruntudan ibaret olduğunu sonradan fark ettim.

  • fiil Değişik bir hâl almak, başkalaşmak.


  • fiil Birkaç şeyi birbirinden ayıran özelliği kavramak, ayırt etmek.


70