fiil Gelmesini sağlamak.
- Çalgısız kutlama mı olur kız, getir şuradan akordiyonumu!
fiil Bir şeyi beraberinde bulundurmak.
fiil Ulaşmak, erişmek.
fiil İleri sürmek, önermek.
fiil Neden olmak, yol açmak.
- Kasabalı, dişi geyik avlamanın uğursuzluk getirdiğine inanırdı.
- Az tamah çok ziyan getirir. (Atasözü)
- Birdenbire patlak veren isyan, hakanlığın sonunu getirdi.
- Modernleşmenin getirdiği karmaşayı işlediği eserleri, edebiyatımıza taze bir soluk getirdi.
- Durumun vahameti, olağanüstü tedbirlerin zaruriliğini beraberinde getiriyor.
fiil Bildirmek, aktarmak.
- Davetiyeyi bizzat getirdiğine göre gitmek farz oldu.
- Elçinin getirdiği mesajda derin bir ironi gizliydi, prens bunu fark etmekte gecikmedi.
fiil Sağlamak.
fiil Bir görev, pozisyon vb.ne atamak, seçmek.
yardımcı fiil Bazı sözcüklerle beraber birleşik fiil oluşturan bir söz.
- Kötü alışkanlıklarından ikrahlık getirsin diye Haşmet’i götürmedikleri hoca kalmadı.