Yaşayan Türkçe

getirmek


  • fiil Gelmesini sağlamak.

    • Çalgısız kutlama mı olur kız, getir şuradan akordiyonumu!

  • fiil Bir şeyi beraberinde bulundurmak.


  • fiil Ulaşmak, erişmek.


  • fiil İleri sürmek, önermek.


  • fiil Neden olmak, yol açmak.

    • Kasabalı, dişi geyik avlamanın uğursuzluk getirdiğine inanırdı.
    • Az tamah çok ziyan getirir. (Atasözü)
    • Birdenbire patlak veren isyan, hakanlığın sonunu getirdi.
    • Modernleşmenin getirdiği karmaşayı işlediği eserleri, edebiyatımıza taze bir soluk getirdi.
    • Durumun vahameti, olağanüstü tedbirlerin zaruriliğini beraberinde getiriyor.

  • fiil Bildirmek, aktarmak.

    • Davetiyeyi bizzat getirdiğine göre gitmek farz oldu.
    • Elçinin getirdiği mesajda derin bir ironi gizliydi, prens bunu fark etmekte gecikmedi.

  • fiil Sağlamak.


  • fiil Bir görev, pozisyon vb.ne atamak, seçmek.


  • yardımcı fiil Bazı sözcüklerle beraber birleşik fiil oluşturan bir söz.

    • Kötü alışkanlıklarından ikrahlık getirsin diye Haşmet’i götürmedikleri hoca kalmadı.

77