Yaşayan Türkçe

kalmak


  • fiil Konumunu ve durumunu korumak, sürdürmek.

    • Aron Ralston, 127 saat sıkışıp kaldığı kayalıkta verdiği yaşam mücadelesini kazanmıştır.
    • Başarılı model, ağırlıksız sporlar yaparak kas kütlesini büyütmeden fit kaldığını belirtti.
    • Lütfen hatta kalın, bilgilerinizi teyit edip size döneceğim.

  • fiil Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen bir miktarda bulunmak.

    • Büyük ikramiye çıkınca züğürtlükten zenginliğe terfi etmiş ama başına gelmeyen de kalmamış.
    • Çocukluğundan, bölük pörçük birkaç hatıra kaldı tahassürle yâd ettiği.
    • Bazıları hiç umut kalmadığını, buzulların yok olmasının engellenemeyeceğini söylüyor.
    • Otuz metre film kaldı, bu sahneyi yanlışsız çekmeye mecburuz!
    • Kötü alışkanlıklarından ikrahlık getirsin diye Haşmet’i götürmedikleri hoca kalmadı.

  • fiil Konaklamak, gecelemek.

    • Kaldığı otelde rahatsızlanan turist, helikopterle hastaneye kaldırıldı.

  • fiil Yaşamak, oturmak.


  • fiil Eğleşmek.


  • fiil Hayatına devam etmek, yaşamak.


  • fiil Varlığını korumak, sürdürmek.

    • At ölür meydan (nalı) kalır, yiğit ölür şan (namı) kalır. (Atasözü)

  • fiil Zaman geçirmek, oyalanmak.

    • Evde tıkılıp kalmak yerine kırlarda, bahçelerde gezmeyi yeğlerim.

  • fiil Derslerinde başarılı olamayıp sınıfı geçememek.


  • fiil İşlemez hâle gelmek.


  • fiil Ertelenmek, ötelenmek.

    • Arıza yüzünden sistem bakıma alınınca işlerin çoğu yarına kaldı.

  • fiil Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak.

    • Katırdan düşen ihtiyarın vücudu, yara bere içinde kaldı.

  • fiil Bir işi belirli bir noktada bırakmak, ara vermek.

    • Av köpeği avdan kalmaz. (Atasözü)

  • fiil Miras olarak geçmek.


  • fiil Yapamamak, edememek.


  • fiil Geçimini sınırlı bir gelirle sağlamaya mecbur olmak.


  • fiil Kifayet etmek, yetinmek.


  • fiil Sınırlanmak.

    • Gurbet ele düştüğünde yalnızlaşmakla kalmadı, hezeyanlar yaşadı, ajite oldu.

  • fiil Belirli bir durumu sürdürmek.

    • Ekmeksiz, susuz kaldıkları günlerde bile umutlarını kaybetmediler.
    • Kadınlar, şiddete karşı sessiz kalmayacaklarını haykırdılar.

  • yardımcı fiil Bir duruma düşmek veya bir durumda olmak.

    • Kanlı bir şekilde bastırılan isyandan geriye, harabeye dönmüş bir şehir kaldı.
    • Kent elektriksiz kalınca dev jeneratörler imdada yetişiyor.
    • Batan devletlerden geriye, milyonlarca dolar ve avroluk borç kaldı.
    • Günlerce süren ajitasyon hâlinden geriye yıpranmış bir zihin kaldı.

  • yardımcı fiil Bazı zarf fiil eki almış fiillere eklenerek süreklilik anlamı kazandırmak.


69