Yaşayan Türkçe

yer


  • isim Canlı veya cansız bir varlığın kapladığı boşluk, mahal.

    • Palamutların bittiği yerde, göz alabildiğine uzanan, yemyeşil bir bük başlıyor.
    • Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz. (Atasözü)
    • Çuvaldız yurdusu (gözü) kadar yerden deve denli soğuk girer. (Atasözü)
    • Aslan yatağından (yattığı yerden) bellidir (belli olur). (Atasözü)

  • isim Üzerinde hareket edilen zemin.

    • Çemberi yaran şahbaz bir süvari, sancağı yerden alıp surlara at sürdü.
    • Kurallara uygun bir taç atışında, topukların birleşik ve yerden kalkmamış olması gerekir.
    • O ne anasının gözüdür, düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkar.
    • Hademeler, sabahları sınıfları süpürüp yerleri paspaslar.

  • isim Bulunulan, oturulan bölge.


  • isim Durum, konum.

    • Birbiri ardına gelen başarılar, klasmandaki yerimizi kavileştirdi.

  • isim Memleket, ülke.


  • isim Makam, görev.


  • isim Ehemmiyet, önem.

    • Cinsel çağrışımlarla yüklü esprilerin, modern mizah anlayışındaki yeri yadsınamaz.

  • isim Emare, iz.


  • isim Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa.


  • isim Tarım yapmaya elverişli toprak parçası, arazi.


  • isim Bir olayın geçtiği bölge, alan.


  • isim Otel, pansiyon vb.nde kalınacak oda.

    • Ameliyatlı eltisi için yataklı vagondan yer ayırttı.

  • isim coğrafya Üstünde yaşadığımız gezegen, yerküre.


  • isim Pozisyon, hâl.


  • isim Vücudun belirli bir bölgesi.

    • Çektiği şut ya ameliyatlı yerime gelseydi?

75